Aklımdaki Şeyler

Aklıma takılanlar ve ben...
daral geldi, kahve koydum. dertleşiyoruz. bir yanda nazım usta’nın şiirleri..  (Taken with instagram)

daral geldi, kahve koydum. dertleşiyoruz. bir yanda nazım usta’nın şiirleri.. (Taken with instagram)

Sevgili Karen;
Eğer bunları okuyorsan, bir şekilde postalama cesareti buldum demektir. Aferin bana.
Beni pek tanımıyorsun ama anlamaya başladın. Yazı yazmanın, benim için ne kadar zor olduğuna dair konuşup durmaya meyilliyimdir. Ama bu… Bu, bugüne dek yazdığım en zor şey. Bunu söylemenin kolay bir yolu yok. Öylece söylüyorum o yüzden: Biriyle tanıştım. Kazara oldu. Arandığımı söyleyemem. Hazırlıksızdım. Kusursuz bir fırtınaya kapılmış gibiydim. O bir şey söyledi, sonra ben başka bir şey. Ardından, bildiğim tek şey; hayatımın kalanını bu konuşmanın tam ortasında geçirmek istediğimdi. Geriye içimi yakan o his kaldı. Beklediğim kişi o olabilir. Kaçığın teki olduğunu söyleyebilirim. Bir şekilde gülümsetiyor beni. Fena halde nevrotik. Dikkat isteyen harika bir uğraş gibi. O, sensin Karen. Bu iyi haber.
Kötü haber ise; seninle ve korkudan altıma ettiren tüm bu meselelerle, tam şu anda nasıl bir arada olabilirim, bilmiyor oluşum. Çünkü, hemen şimdi seninle olmazsam hayatın içinde bir yerlerde kaybolup gideceğimizi hissediyorum. Dönüşlerle, kıvrımlarla dolu kocaman kötü bir dünya bu. Ve insanlar, bazı anları yok sayarak, ıskalayarak geçiştirmenin yolunu bulmuşlar. Ama bazı anlar her şeyi değiştirebilir. Aramızda neler oluyor, bilmiyorum. Üstelik sana, benim gibilere neden yok yere bel bağlaman gerektiğine dair söyleyecek bir şeyim de yok. Ama kahretsin, öyle güzel kokuyorsun ki… Yuva gibi.
Ve harika kahve yapıyorsun. Bunlar ele avuca gelir nedenler, değil mi?
Ara beni.
Belbağlanmaz Hank Moody‘n.

iyi tarafından bakmak için;bardağın yarısı boşsa rakı doldurun.

iyi tarafından bakmak için;bardağın yarısı boşsa rakı doldurun.

(Kaynak: vitrindekimanken)

Bazı insanlar sevgiyi hak etmediğini düşünür ve yavaşça ıssız yerlere kaçar geçmişle aralarındaki boşluğu doldurmaya çalışır.

Subcommandante Marcos’a sormuş…

“Eşcinsel misiniz?”
Marcos’tan cevap gecikmemiş. Hem de unutulmayacak bir cevap:

“Evet, San Francisco sokaklarında bir eşcinsel, Güney Afrika’da bir siyah, Avrupa’da bir Asyalı, gece yarısı metroda yalnız bir kadın, İsrail’de bir Filistinli, Hindistan’da bir Maya, Bosna’da bir pasifist, İspanya’da bir anarşist, Almanya’da bir Yahudi, topraksız bir köylü, mutsuz bir öğrenci, iş bulamayan bir adam,Türkiye de bir Kürt, ama her şeyden önce Chiapas dağlarında bir Zapatista’ yım. Yani ben ÖTEKİ’yim.

yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

nazım hikmet

denizin çağrısı…

kitabın kendisi de denize çağrıydı aslında, adı gibi…
ilkokul 5. sınıftaydım. babamın vefatıyla göztepe’deki evimizden ayrılıp halen yaşamakta olduğumuz beşiktaş’a taşınmak üzere eşyalarımı topluyordum. hiç unutmam o anı; bir sandığa okul kitaplarımı koyarken yere düşmesiyle fark ettim onu; denizin çağrısı’nı.
yazarı o güne dek adını hiç duymadığım jack london diye bir adamdı. ve kitaptaki bir şey bana ilginç gelmiş olsa gerek ki onu sandığa koymaktan vazgeçip yanıma aldım. uzun bir süre de yanımdan hiç ayırmadım kaybolacak korkusuyla…

kitap, evinde sorunlar yaşayan bir çocuğun denizcilik maceralarını anlatıyordu, kısaca… kitaptaki joe ile kendimi o kadar özleştirdim ki, kitabı bitirir bitirmez hemen bir tekne sahibi olup, denize açılmalıydım.

yelken dünyası dergisi okuyucu mektuplarından tanıştığım taylan amca’yla birlikte polyester teknemizi yapıp suya verdik ve o günden beri içimdeki denizcilik tutkusu hiç bitmedi. 
şimdi ne zaman üsküdar salacak’tan geçsem aklıma taylan amca ve o tekneyi yapmak için iki yılımızı geçirdiğimiz evi gelir…
güle güle taylan kaptan. umarım gittiğin yerde deniz vardır.

denizin çağrısı…

kitabın kendisi de denize çağrıydı aslında, adı gibi…
ilkokul 5. sınıftaydım. babamın vefatıyla göztepe’deki evimizden ayrılıp halen yaşamakta olduğumuz beşiktaş’a taşınmak üzere eşyalarımı topluyordum. hiç unutmam o anı; bir sandığa okul kitaplarımı koyarken yere düşmesiyle fark ettim onu; denizin çağrısı’nı.
yazarı o güne dek adını hiç duymadığım jack london diye bir adamdı. ve kitaptaki bir şey bana ilginç gelmiş olsa gerek ki onu sandığa koymaktan vazgeçip yanıma aldım. uzun bir süre de yanımdan hiç ayırmadım kaybolacak korkusuyla…

kitap, evinde sorunlar yaşayan bir çocuğun denizcilik maceralarını anlatıyordu, kısaca… kitaptaki joe ile kendimi o kadar özleştirdim ki, kitabı bitirir bitirmez hemen bir tekne sahibi olup, denize açılmalıydım.

yelken dünyası dergisi okuyucu mektuplarından tanıştığım taylan amca’yla birlikte polyester teknemizi yapıp suya verdik ve o günden beri içimdeki denizcilik tutkusu hiç bitmedi.
şimdi ne zaman üsküdar salacak’tan geçsem aklıma taylan amca ve o tekneyi yapmak için iki yılımızı geçirdiğimiz evi gelir…
güle güle taylan kaptan. umarım gittiğin yerde deniz vardır.

Bir gün gelir, dünyanın bir yerinde yıllarca senin haberin olmadan yaşamış birine bütün hayatını anlatmak istersin.